Friday, November 24th, 2017

Radyonuzun Seslerinden

Ekim 20, 2009 by  
Filed under Kişisel Bir Şey

Kapıyı açtı; Özge’nin konuşup konuşmadığını kontrol etti. Arkadaşı anons geçmek üzereydi; hiç rahatsız etmeden uzaktan elini kaldırıp, selam verdi. Montaj odasına geçti. Orası bu saatlerde hep boş olurdu. Yarım saat sonra yayına girecekti ve kendisini dinlendirmenin iyi olacağını düşündü. İçeride ki küçük radyoyu açtı; sesi sadece kendisinin duyabileceği kadardı. Özge’nin yayındaki son yarım saatte çalacağı şarkıları dinlemek istiyordu. Aslında Özge playlist defterine yayında çaldığı şarkıları mutlaka yazardı ama yinede fark etmeden aynı ismin aynı şarkısını çok kısa aralıklarla çalabiliyordu. Hazırlıklarını yaparken Özge şarkı anonsuna yeniden girdi.

Üç yıl önce Mayıs ayının altısı gibiydi, günlerden Salı. Dışarıda feci bir yaz yağmuru. Sığınacak, az ıslanacak bir yer arıyordu.  Telaşla adımlarını atıyordu ki Özge’yle çarpışmış, kendisini yerde suyun içinde bulmuştu. Özge nasıl özür dileyeceğini bilmeden, onu hemen üç beş adım ötede duran, eski ahşap binanın içine sokmuş, aklına gelen tüm özürleri dilemişti. Aşkın ıslandığına mı yansın yoksa Özge’nin iki büklüm hallerine mi anlayamamıştı. Sonra nasıl olduğunu şimdi bile tam hatırlayamadığı yüzünü güldüren yaşanmışlıklar. Mikrofonla tanışma hikâyesi.

Kendi yayınında çalacağı bazı şarkıları seçmeye başladı. Üç saat içinde dakika süresine göre değişse de reklam kuşakları dâhil kırk – kırk beş şarkı çalabiliyordu. Ufak ufak yayına başlarken kullanacağı anonsuna yoğunlaşmaya karar verdi. Herkesin bildiğinin aksine birçok dj notlar alarak çalışıyordu. Sözlerinin tam anlaşılır, tane tane çıkması bakımından iyi detaydı. En önemli profesyonellik okunuyormuş izlenimi vermeden konuşabilmekti.

İlk katta büyükçe bir toplantı salonu ve mutfak vardı. Mutfakta da Ayşe Hanım. “Hoş geldiniz kızlar” dedi. Sonra ikinci kata çıktılar. Merdivenlerin hemen karşısında küçücük bir oda. Bu odanın bir köşesi en fazla iki kişi alacak kadar camla ayrılmıştı.  İçi yumurta konan kartonları andıran sarı süngerle kaplanmıştı. Ayrılan bölmenin tam karşısında siyah bir masa, masanın üzerinde üç bilgisayar bir sürü adını bilmediği cihaz vardı. Özge Aşkın’daki durgunluğu anlayınca ”gel” dedi. Aşkın’ı camla ayrılmış yere aldı.  İçerisi insan nefesi ve tütün kokuyordu ama kendisine bağlıyordu.  Özge’de masanın tam karşısına geçti. “Burası benim iş yerim. Burada çalışıyorum. Bu odada ses kayıtları alıyoruz gördüğün teknik cihazlarla montaj yapıyoruz” dedi.  Bilgisayarın karşısına geçti. “İstersen sende deneyebilirsin…  Mikrofona yaklaşıp kulaklığı da kulağına takar mısın? Sonra yayın odasına da bakarız.” dedi. Aşkın kalbinin kütlemesini, önünde durduğu mikrofondan duyulduğunu sandı. Islak bir kedi yavrusu gibi hissediyordu kendisini. Özge’nin rahat halleri de sinirini bozmuştu. Yine de denemek istiyordu. Düştüğünde ıslanan kitaplarını yere ayağının dibine koydu. Sonra mikrofona yaklaştı. Ağzından dökülen tek şey “Şimdi konuşuyorum “ demek oldu.  Aşkın mikrofona yönelip konuşmadan önce Ayşe Hanım’ın radyoda çalışan diğerlerine; yeni birinin geldiğini söylemesi, o sırada üst katta bulunan müthiş uyumlu radyo çalışanlarından bir grup kapının hemen girişinde toplanmışlardı. Aşkın’ın mikrofon karşısında ilk söylediği “şimdi konuşuyorum “ sözü hepsinin yüksek sesle gülmesine sebep olmuş, istemeden Aşkın’ın kızarmasına sebep olmuştu. Ne söyleyeceğini tam olarak bilememenin verdiği tuhaf duyguya, kulaklıktan kendi kulağına dönen sesi de eklenince daha çok yabancılaşmış; hızla, kaçmak isterken yere koyduğu kitaplara takılmış, mikrofonla birlikte yere kapaklanmış, mikrofonun kablo bağlantısına gelen kısma başını çarpmış, çarpma sonucu sol kaşının açılmasına sebep olmuştu. Tabi sonrasında herkeste derin panik hali. Hem nemli hem de zavallı gibiydi. Onu içeriden çıkartan Özge ; “ Geçmiş olsun, artık sen bizimsin” demişti. Aşkın anlamaz gözlerle kendisine baktı ve Özge devam etti “Artık mikrofonun tadına baktın, bırakamazsın.”

Sıra kendisine gelmişti.

Yayına başlaması için bir kaç dakikası vardı. Özgenin çaldığı şarkıların listesini baktı. Anonsunu yazdığı kâğıdı, sanki beyninde kurmuş gibi konuşma şekline sokarak okuyacağı ve rahat rahat göreceği yere, bilgisayar ekranın hemen önüne yerleştirdi. Yayının tüm akışının ana kumandası mikserde mikrofon ayarlarını yaptı. İlk çalacağı şarkının introsunu çok iyi bildiği halde ön dinleme yaptı ve anonsunu tekrar etti.  Arkasına yaslandı.

Sol kaşının üzerine dokundu. Soğuk havalarda sızlayan ve en büyük aşkını hatırlatan. Adını söyleyebilirdi yâda herhangi bir şey, O ;“şimdi konuşuyorum” diyerek arkadaşlarının dikkatini çekmişti. Kaç tane insan mikrofonun karşısına geçip “şimdi konuşuyorum” derdi söylenecek onca şey varken.   Gülümsedi. Bu hikâye burada olmasının sebebiydi.  Potansı kaldırdı ve ruhu huzurla doldu.

Mutlu perşembeler. Şuan dinlemekte olduğunuz sesin sahibi Aşkın’la berabersiniz ve burası Kentinizin Radyosu…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir