Thursday, November 23rd, 2017

Okul Kutusu

Ekim 5, 2009 by  
Filed under Kişisel Bir Şey

Okullu olmanın tadı başkaydı tabi. İyi ki taşınıyor ve iyi ki kocaman bir kutu ayaklarının hemen ucuna düşmüştü. Kapağı elinde içine baktı Ozan. Belli belirsiz anımsadı içindekileri. Yere eğildi ama öncesinde karısının yakınlarında olup olmadığı kontrol etti. Kutuyu aldı ve neredeyse tamamen boşalmış evin salon olarak kullandıkları bölümüne ilişti.

Ayaklarını bağdaş etti Ozan. Küçük ama genişçe kutunun içine sakladıklarını merak ediyordu. Çeşitli eşyaları taşıdığı için tozdan kirlenen ellerini kâğıtlar yığınının arasına soktu.

Siyasi Bilimler fakültesindeki dersleri sırasında birbirlerine yazdıkları notlardan bir kaçını buldu. İçlerinde neler yazmıyordu ki. Hocaları hakkında, sınıfın kızları hakkında, sadece şamata olsun diye anlatılan, derste dikkat dağıtan yazılar. Onları eline alıp yazılanları okuyunca daha dün gibi anımsadı her dakikasını. Tabi ki ne kadar toy ne kadar kanı kaynayan delikanlı olduğunu anımsadı o zamanları için.

Bir başkasına devam etti. İçinde sadece şu yazıyordu;

“Kısacık ilk ziyaretimde yabancı tadı
Anlattıklarıyla hatırlattırıyor anımsattırıyor tanıdık olanları
Tercihlerini sıralamış ki beni en çok etkileyen yanı
Sevebilme umudunu rağmen taşıdığı, istemese de kendisini seven insanın acısı
Yaşanmışlığa adanmış ama yazı turada şansız tarafta adını bilmediğim sokak insanı.
Fikrinden öte değil demek ki istediğin
Ruhuna eklensin diye yalnızlığını pekiştiren sensin.
İstemesen de, ben istemesem de dinleyebileceğin düşlerin
Bilesin ki sana diyebileceğim
Tercihlerinin vebalı sensin…”

Onca zaman sonra bile okunsa da kimin yazdığını anımsayamadı Ozan. Acaba kendisine mi yazılmıştı yoksa birilerine ulaştırılsın diye eline mi tutuşturulmuştu? Sonra devam etti. Kutunun içini karıştırmaya ve bir resim buldu. Sonra anımsadı her şeyi. Derya idi resimde ki kız. Problemli bir kızdı. Hakan’a âşık olduğunu söyleyerek az önce okuduğu şiiri ve resmi eline tutuşturmuş o gece de kendisini balkondan aşağıya atmıştı. Hiç vermedi Ozan bu notu Hakan’a. Çünkü Hakan için değerli önemli biri bile değildi ve kendisini kesinlikle Hakan’ın aşkı yüzünden kaldırıp atmış olamazdı. Yine de resmi atmaya kıyamamıştı. Az önce okuyup katladığı şiirin içine koydu resmi tekrar.
Kutunun içinde birçoğunun isimlerini unuttuğu arkadaşlarının resimleri, ders notlarının son hali, hangi dersten kaç alırsan sorunsuz bir dönem geçiririm hesapları, üzerine tarih atılıp yarıya bölünmüş paralar, içilmiş ama atılmadan not kâğıdı olmuş sigara paketlerine yazılmış adresler, küçük küçük kesilmiş kadın resimleri, her birinin anısı olan kalemler, çatal, tuzluk ve bir tencere kapağı buldu Ozan. İşte o zaman gözleri doldu tencerenin diğer parçalarını anımsayarak.
Okulun son dönemi. Birkaç ay sonra yan gelip yatma devri bitecek hayata atılma zorunluluğu başlayacaktı. Bu yüzden her anlarını doya doya paylaşır olmuşlardı birde sorunluluk duygusuna alışmaya. Bu yüzden küçük meblağda ki paraları ortadan ikiye kesip üzerlerine tarih atıp saklayacaklarının sözünü veriyorlardı; birbirleri için önemli olanlar. Düşündü yeniden, acaba herkes saklamış mıydır diye. Ama tencere kapağı…
O gün yemek yapma sırası Ozan ile İbrahim’deydi. Ne yapsak Ne yapsak diye düşünürlerken ıspanak yapmaya karar vermişlerdi. Erkek halleriyle, hatta daha çok paralarının yettiği kadarıyla hazır yedikleri için bir türlü geliştiremedikleri yemek yapma becerisizliklerince olduğu kadar ıspanakları yıkamışlardı. Kolay olması bakımından yumurtalı yapmaya karar vermişlerdi. Ne de olsa en gözde olan yiyecekleri yumurtaya haksızlık yapmak istemiyorlardı. Haşlarız, sonra tencereye biraz yağ koyar üstüne haşladığımız ıspanakları yerleştirir yumurtasını kırar ve akşama yeriz kararına vardılar. Olabildiğince büyük tencereye öylesine yıkadıkları ıspanakları koyup haşlamaya başladılar. Tencere ocak üstünde daha kaynamadan fikirlerinden vazgeçip bişi yapmaya karar verdiler. Ocağı kapatıp ıspanağın suyunu süzen İbrahim tencereyi ocağın üzerinde bırakıp Ozan’la evden çıktı; bişi için ekmek hamuru alacaklardı. Çıkmalarının ardından Hakan gelmişti eve. Öğrencinin karnı öyle tıka basa doymaz hiçbir zaman. Görünce ocakta ıspanağı oturup yemeğe başlıyor bir güzel. Tadı yokmuş tuz konulmamış vız gelir. Neredeyse bitirmek üzereyken Ozan’la İbrahim gelir eve. Gördükleri manzara karşısında katılıncaya kadar gülümserler hallerine. Hoş bu kadar kolay olmaz Hakan için her şey. Geceyi hastanede karın ağrısı eşliğinde geçirir ve geriye o tencereyi üçe bölerek anı yaparlar kendilerine. Kapak Ozan’da kalır gövdesini ise bir odun baltasıyla tek hamlede ikiye bölüp valizlerine koyar Hakan ile İbrahim.
Ozan geçmişini kutuya yerleştirirken yorgun olan eşi de derin derin soluyarak yanına oturdu. Sonra Ozan’a bu nedir diyen gözlerle baktı. Ozan; “Benim, üniversiteden kalma sakladığım ıvır zıvır kutusu. Unutmuşum ama birçoğunu atmaya kıyamadım dursun yine” dedi ve devam etti “Sana ıspanak maceramızı anlatmıştım değil mi?” “Evet” “İşte o tencerenin de kapağı burada” dedi. Görmek istemedi Nesrin kapağı ama arkadaşlarıyla neden görüşmediğini sordu.
Kendilerini bekleyen arabaya konacak kutulardan birini daha alıp, merdivenlere yönelmeden önce Ozan, “Öldüler” dedi.

“Okul Kutusu” için 2 cevap

  1. dağınık o"da dedi ki:

    nerden başlasam bilemedim =)dün evde vakit geçirirken ben de öyle bir kutuyla sarmaş dolaş oldum gazoz kapağına varıncaya kadar saklamışım =)ve en güzeli notlar hemen hemen hepsini hatırlıyorum kim ne için yazmıştı yada ben ne için yazmıştım o zamanlar şiir değilde ders notu yazıyordum gerçi =)eskiye götürdün beni yemek diyince ardaşlar bize gelince makarna yaptırırlardı bana güzel oluyormuş güya güya diyorum çünkü okul bitiminde gerçeği söylediler=)
    yokmuş öyle birşey =) ve ölüm hayatın en gerçek yanı bizede bulaşmıştı bayram dönüşünde

  2. dağınık o"da dedi ki:

    bu arada yazmadan geçmeyeyim=)
    herzamanki gibi çok güzeldi
    sevgiler..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir