Saturday, November 25th, 2017

İnanmak Gerekiyordu

Ağustos 16, 2010 by  
Filed under Kişisel Bir Şey, Son Eklenenler

Pantolonunu çekerken bir müddet görüşmeyelim demiş ve birkaç tatlı sözle açıklama yapmıştı. Fakat bir müddet görüşmeyelim sözü kalbine mıh gibi kazınmıştı. Aklının her bir karesi, her bir köşesi sadece onu kaplıyor her nefesin sonunda sadece onun adı zikir gibi dökülüyordu.  Zihnin de bazen deli gibi özlediğini söyleyip sarılıyorlar, bazen diz çökmüş yalvarıyor provası yaptırıyordu. Bazen defollarla intikam alıyor, başka başka erkeklerin koynunda uyanırken yakalanıyor, ona üzgünüm der gibi bakıyordu. Üzülmüyordu çok güçlü oluyordu. Orada burada tesadüf karşılaşıyor her zamankinden daha genç, daha güzel oluyordu. Her seferinde yalvarıyordu ondan özür diliyor seni kaybettiğim için çok mutsuzum diyordu. Bazen çok çok fazla özlediği zamanlarda biraz daha yumuşayabiliyor önce hayalinde ki gibi yalvartıyor sonra sabaha kadar birbirlerine karışıyorlardı. Zaman geçiyor hayalleri yer mekan değiştiriyor yaraları kapanmadan aynı tazeliğiyle koruyordu; acıyordu ama acıtamıyor bir gecenin sabahı sevişmişliklerinden sonra bir müddet ayrı kalalım sözü ile onu karısına uğurladığı gerçeğini sindirmeye çalışıyordu.

Her şey zamanla istemeden doğmuş gibiydi. Yani aralarında olsun der gibi düşünce değil, bir öğle molasında hafta sonun nasıl geçti? Gibi saçma sapan cümleyle yapmayı çok istediklerini buluyor ya da daha önce yapmışlıklarını buluyordu. Eş ikizi oluyorlardı. Birbirlerinin dişi ve erkek halleri oluyordu. Ortak ne çok şey oluyor ne az şeyde eşlerini buluyorlardı. Özgürlük yemini ve de beklenti olmadığı bir anda seni seviyorumları gelmiş ve biri daha önce kocasına üzgünüm dürüstlüğü sergilemiş, diğeri karısına söylemek için izin istemeyi bir müddet görüşmeyelime getirmişti. Gerçekten bir müddettir üç buçuk yıldır hiç görüşmeden sürenin dolması bekleniyordu.

Tüm mailler saklanmış, silinip gitmesin diye çıktıları alınmış, çıktıların tekrar tekrar fotokopileri alınmış, çok özlendiğinde hüzünle ağlanmak üzere saklandıkları yerden defalarca çıkarılmıştı. Her konuşmanın hangi şartlardan doğduğunu anımsıyor bazen üzerinde sevdiği renkleri nasıl seçtiğini düşününce içinin hüzünle nefret sınırında coşmasına engel olamıyordu.  Diş macunu tek markaya o yıllardan sonra düşürmüş, elmanın tadını sevmiyor diye o da psikolojik diş kamaşması yaşadığından sevmez olmuştu. Gömlek giymeyi yine o yıllardan sonra bırakmış, sadece beyaz renk iç çamaşırı o seviyor diye bedenini örtmüştü. Ama hepler arasında tek kalmış tüm hazırlıklarından kendine fırsat vermeye çalışıyordu. Geride bırakma şansı istiyordu. Her yerde onu düşünmeye yorulmuş, azıcık kendine ait olabilmeyi özlemişti. Tükeniyor, panikliyor, hayalleri arasında sadece sadece sadece oluyordu. Geceler bazen çok zor geçer karısıyla onu düşlerdi. Aslında ondan daha çok karısının ölmesini diliyordu. Yenemediği, uğruna geri dönmediği erkeği ezik yıkık görmek için karısını bir kazada öldürür, sakat bırakır, tekrar tekrar süreçleri yaşardı. Arkadaş ortamında çok komik fıkraya coşkulu kahkaha atar ve altında arkasında içinde neredeyse keşke duyabilse isteği duyardı. İçinde hiç düşünmemenin hiç düşünmemiş olmanın nasıl olduğunu unuttuğunun farkına vardığında yüksek yerden boşluğa bakmış, onca acısına rağmen onu tekrar tekrar zihninde öldürememe, kendisine özür dilerken görememe ihtimaline dayanamamış rüzgârı içine çekip yeniden ayaklarını yere basmıştı. Her zaman neşeli olmalıyım düşüncesinden ağlama yeteneğini büyük ölçüde kaybetmiş acı kokarken o, taşlaşmış kalbi umuduyla unut ne olur baskısı arasında kendini yaşlandırıyordu.

Yine aynı yine aynı hücumlarla gün başlamış, bitmiş, tükenmiş evine girmek için arabasından inip birkaç adım atması gerekirken duyduğu sese odaklanmıştı. Sol ayağı yolda duran ve rengini şeklini tam seçemediği taşa değip onu bulunduğu yerden birkaç adımlık yere götürmüştü. Taşın olduğunu düşündüğü yere doğru yürüdü. İçgüdüsel olarak onu tanıdı; buldu. Yeniden vurdu. Yeniden vurdu yeniden yeniden yeniden… Öfkesi büyüdü, güldü kahkahalarla güldü. Taş ayağının altında sürükleniyor ve hiç alışmadığı mekândan yine yine yeniden bir insanoğlu tarafından sürükleniyordu. Onun da hayatı vardı onun bile bir amacı vardı diye düşündü. Ahlar geldi içinden büyümüş ve ağlama nöbetinin ilki. Eğilip taşı aldı avucumda sım sıkı sardı diğer eliyle üzerine baskı yapıp kendine sarmaladı. İlk kez düşünmeyi bırakmıştı galiba. Taş ne hatırlattı da onu başka yaptı bilinmez ama belki de ilk defa gitmeler kadar kalmaların da rahat olması gerektiğine inandı.

“İnanmak Gerekiyordu” için bir cevap

  1. Vildan dedi ki:

    bilemedim ne diyecegimi …ama şu his var .. takintili sevda tüketir hayatı .. onu aldım..ve iyiki o taşa çarpmış!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir