Home » Kişisel Bir Şey » Currently Reading:

Fotoğraflar

Aralık 28, 2009 Kişisel Bir Şey Yorum Yok

İçlerinden birini aldı. Okul yıllarından kalan bir kaç sıra dizilmiş öğrenci gurubuna baktı. Kısacık saçlı, kel, oğlan çocuğunun bir basamak altında, çaprazında durana da. O zamanlar ne kadar zayıf ve çelimsiz olduğunu anımsadı. Kısacık saçlı kel bir oğlan. 43 adet öğrenci. Erkek öğrenciler çoğunlukta. Hepsinde siyah önlük lastik ayakkabı. Havanın soğuk olduğu belli. Sanki bazılarının burunlarında sümük bile vardı. Öğretmenleri Kadriye Hanım. İncecik naylon çorabı, eteğinin boyu,  o zamanlar veliler tarafından çok konuşulurdu. Halbuki şimdi ne kadar komik gözüküyordu. Hayatta mıydı acaba? Ya sınıf arkadaşları; çoğunun adını hatırlayamıyordu. Kimisinde beyaz yaka kimisinde oda yoktu. O zamanlar Cumartesi de okul olurdu. O zamanlar dediği kaç yıl önceydi? 40 yıl 50 yıl? Parmak hesabı yapamayacak kadar bile körelmişti sanki zihni. Kimseciklerin fotoğrafları olmadığı dönemde bir elinin beş parmağı kadar gördüğü babasının ziyaretlerinden birinde getirdiği fotoğraf makinesiyle çekmişti.

Yüzlerce fotoğraf arasında rast gele bir fotoğraf daha dikkatini çekmişti. Zihninde bile hayal meyal hatırladığı yüzünün de zaten büyük bir bölümünün görünmediği annesi. Babasına ait hiçbir şey yoktu. Olmamasına rağmen annesinden daha iyi hatırladığına kendiside şaşırdı. Demek o kadar başkaydı nefretle sevgi arasında kaldığı köprünün hatırı. Kokusunu aradı yoktu. Kâğıdın eskiyen kendine has kokusunu aldı ve onu da yere bıraktı.

Siyah beyaz fotoğrafların bile teknolojik geçişine tanık olabilmişti. İlk zamanlar neredeyse gri çıkan fotoğraflar yetmişli yılların hemen başında gerçekten iki renk olabilmiş. Siyah ve Beyaz. İçlerinden düğün fotoğrafına yöneldi. Karısının saçları salık, neredeyse belinde, duvak yere kadar, duvağın yanında aşağıya inmiş simden ipler. Yüzü tam olarak görünmüyor. Evlerine girmeden önce çekmişti karısının o günden kalan tek fotoğrafını. Şimdiki aklı olsaydı yanında dururdu. Gülümsedi. Karısını bile inanamazdı eski fotoğrafına.

Bir başkasına yöneldi. Kızını dünyaya getirmiş karısının kan ter içinde ne oldu der gibi bakışları. Yüzünde gülümseme yok; daha çok korkmuş bir ifade. Ama ilk saatlerini kaçırmadı baba olarak. Sonraki 4 çocuğunu da çekebildi Ahmet Efendi.

Artık puslu puslu renkli fotoğraflara yöneldi. Çocuklarının sünnetleri, hasta olduklarının anları. Piknik resimleri. Rakısına şerefe söylentisi, basit bir grevin görüntüsü, neden çektiğini bilmediği Bulvar gazetesinin başlığı, Türkan Şoray’la konuştuğu bir anı, gelinlerinin resimleri, git gide nasıl göbekli biri haline geldiğinin her bir detayları.

Uzun zamandır yapmadığı bu geçmişe yolculuk duygulandırmıştı Ahmet’i. İyi ki arada kadın günleri vardı. Torunlar, çocuklar derken hiç yalnız kalamaz olmuştu. Son zamanlarda aynaya da bakmıyordu. Gözleri buğulandı ve toplamaya başladı fotoğraflarını. Çok az bir yığın kalmıştı ki son resmini gördü. Dede olduğu belli olan resmini. Gerçekten yaşlanmış olduğu görünce apar topar topladı fotoğraflarını.

lsemeli ocuklar vakf

Site ici Arama:

E Posta Abonelik:

E Posta Adresinizi Giriniz:

Tüykalem Facebook

Birazda Müzik :)

Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!



Yazıya Yorum Bırakınız:








ilgili yazIlar:

İyi ki Doğdun

Mart 10, 2010

İyi ki Doğdun

Üç kardeşiz biz. İki kız bir oğlan. En büyükleriyim ben. Annemle babam otuz yılı aşkın süredir beraberler; kavuşma hikâyeleri de var. Yokluk ve zorluk gibi kavramlar bizim çok fazla hissettiğimiz duygu değil, ama birlikten kuvvet doğar ve çalışan her zaman kazanır sözü babamızdan örnek aldığımız davranış türlerinden biridir. Annem az, babam çok sever çocukları. Belki [...]

Çocuksuzsanız

Mart 1, 2010

Çocuksuzsanız

Maddi olarak sahip olamayacaklarınız olabilir. Çünkü gücünüz, performansınız yeterli olmayabilir ama sizden sonrakiler için zemin hazırlar emeğiniz. Yine de çabanızın karşılığını alırsınız. Ama canı acıtan sıkan bir durum değildir bu. Tabi bahsettiğim harcanan emektir. Yoksa iş güç sahibi olmamışsın, taşın suyunu çıkartmaya çalışmamışsın ve neden olmuyor diye soruyorsan hiç kendini sorularınla bunaltma derim. Bunlar hayat [...]

Büyütüyorsan Sende Kalsın

Şubat 22, 2010

Büyütüyorsan Sende Kalsın

Gerginliğini kitap sayfalarına yönelerek geride bırakmaya çalışıyordu. “Gerçek insanların sahte sorunları olan sahte insanların oynadığı ve gerçek insanların gerçek sorunlarını unutmak için izlediği…” diye devam eden söze takılı kaldı. Anlayamadı ilk başta ve yeniden okudu cümleyi, yetmedi. Sonra bütün paragrafı okudu ki içinde oluştuğu boşluğu doldurmak ve anlayamadığına kızarak anlama çabasıyla okudu. Sol elinin işaret [...]

Büyüyorken Hastalıklar Hep Vardır Oysa…

Şubat 9, 2010

Büyüyorken Hastalıklar Hep Vardır Oysa…

Çocukları büyütürken en önemli anları onların biraz daha büyüdüğünü anladığınız zamanları sanırım. Minicik genç bir adamım var ki beni kendisine deli gibi sevdalı hale getiren. Zamanı durdurmak istiyorum; Göğsünde uyutma sonra alıştırırsın itirazlarım içinde İlker’e iyi ki beni dinlememişsin demek.  Malum şu yaşlar minicik değil kocaman olmanın özenildiği yaşları ve biz biraz yasaklıyız. Anne bebek [...]

Blog Dergisi ve Tuykalem

Şubat 6, 2010

Blog Dergisi ve Tuykalem

İlk zamanlar tereddütlerim vardı.  İnsan okunduğunu bilince tarifi zor heyecan yumağıyla kalbinin atışını ağzının içinde hissediyor. Sonra belki gerçek, belki sadece yazılmış olmak için yazılmış cümleler ruhunuzu okşuyor ve en iyisi dediğiniz anda daha iyi olun diye yazılmış iki satırla korkup kaçmak bile isteyebiliyorsunuz. Her şey de olduğu gibi profesyonel olmayı da zamanla öğreniyor, paylaşmaya [...]