Tuesday, November 21st, 2017

Fotoğraflar

Aralık 28, 2009 by  
Filed under Kişisel Bir Şey

İçlerinden birini aldı. Okul yıllarından kalan bir kaç sıra dizilmiş öğrenci gurubuna baktı. Kısacık saçlı, kel, oğlan çocuğunun bir basamak altında, çaprazında durana da. O zamanlar ne kadar zayıf ve çelimsiz olduğunu anımsadı. Kısacık saçlı kel bir oğlan. 43 adet öğrenci. Erkek öğrenciler çoğunlukta. Hepsinde siyah önlük lastik ayakkabı. Havanın soğuk olduğu belli. Sanki bazılarının burunlarında sümük bile vardı. Öğretmenleri Kadriye Hanım. İncecik naylon çorabı, eteğinin boyu,  o zamanlar veliler tarafından çok konuşulurdu. Halbuki şimdi ne kadar komik gözüküyordu. Hayatta mıydı acaba? Ya sınıf arkadaşları; çoğunun adını hatırlayamıyordu. Kimisinde beyaz yaka kimisinde oda yoktu. O zamanlar Cumartesi de okul olurdu. O zamanlar dediği kaç yıl önceydi? 40 yıl 50 yıl? Parmak hesabı yapamayacak kadar bile körelmişti sanki zihni. Kimseciklerin fotoğrafları olmadığı dönemde bir elinin beş parmağı kadar gördüğü babasının ziyaretlerinden birinde getirdiği fotoğraf makinesiyle çekmişti.

Yüzlerce fotoğraf arasında rast gele bir fotoğraf daha dikkatini çekmişti. Zihninde bile hayal meyal hatırladığı yüzünün de zaten büyük bir bölümünün görünmediği annesi. Babasına ait hiçbir şey yoktu. Olmamasına rağmen annesinden daha iyi hatırladığına kendiside şaşırdı. Demek o kadar başkaydı nefretle sevgi arasında kaldığı köprünün hatırı. Kokusunu aradı yoktu. Kâğıdın eskiyen kendine has kokusunu aldı ve onu da yere bıraktı.

Siyah beyaz fotoğrafların bile teknolojik geçişine tanık olabilmişti. İlk zamanlar neredeyse gri çıkan fotoğraflar yetmişli yılların hemen başında gerçekten iki renk olabilmiş. Siyah ve Beyaz. İçlerinden düğün fotoğrafına yöneldi. Karısının saçları salık, neredeyse belinde, duvak yere kadar, duvağın yanında aşağıya inmiş simden ipler. Yüzü tam olarak görünmüyor. Evlerine girmeden önce çekmişti karısının o günden kalan tek fotoğrafını. Şimdiki aklı olsaydı yanında dururdu. Gülümsedi. Karısını bile inanamazdı eski fotoğrafına.

Bir başkasına yöneldi. Kızını dünyaya getirmiş karısının kan ter içinde ne oldu der gibi bakışları. Yüzünde gülümseme yok; daha çok korkmuş bir ifade. Ama ilk saatlerini kaçırmadı baba olarak. Sonraki 4 çocuğunu da çekebildi Ahmet Efendi.

Artık puslu puslu renkli fotoğraflara yöneldi. Çocuklarının sünnetleri, hasta olduklarının anları. Piknik resimleri. Rakısına şerefe söylentisi, basit bir grevin görüntüsü, neden çektiğini bilmediği Bulvar gazetesinin başlığı, Türkan Şoray’la konuştuğu bir anı, gelinlerinin resimleri, git gide nasıl göbekli biri haline geldiğinin her bir detayları.

Uzun zamandır yapmadığı bu geçmişe yolculuk duygulandırmıştı Ahmet’i. İyi ki arada kadın günleri vardı. Torunlar, çocuklar derken hiç yalnız kalamaz olmuştu. Son zamanlarda aynaya da bakmıyordu. Gözleri buğulandı ve toplamaya başladı fotoğraflarını. Çok az bir yığın kalmıştı ki son resmini gördü. Dede olduğu belli olan resmini. Gerçekten yaşlanmış olduğu görünce apar topar topladı fotoğraflarını.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir