Tuesday, November 13th, 2018

Çocukluk Zamanı, İlk Karşılaşma

Ekim 12, 2009 by  
Filed under Kişisel Bir Şey

Saklambaç oyununun heyecan verici koşuşturması içindeydiler. Yaşları sekiz ile dokuz arasında değişen on, on beş kadar çocuk meydanlardaki bir avuç yetişkinlerden bile daha baskın ses fırtınası oluşturuyorlardı. Sonradan öğrenecekleri site içerisinde çevrili hayatlarının çocuk neşesini yaşıyorlardı. Her türlü aileden harman vardı burada ki çocuklar arasında. İçlerinde kapıcı çocuğu da vardı bankacı çocuğu da. Ayrım yapılmadan özgürce koşan, bağıran, salak diyen, küsen ve oldukça rutubetli olmasına rağmen gönül bağı olduğu için siteden kopamayan kapıcı Nazif amcanın evinin suyunu içme isteği vardı.

Sanal âlemin sahiplenici samimiyetsizliği belirgin değildi tabi o zamanlar. Her çeşit oyunun doya doya çocuk çığlığında yaşanıldığı zamanlardı. Sabah kahvaltısını yapan her bir çocuk oturmamış seslerinin tiz ve bas sesleri arasında gürültü oluşturur ve sitenin anlayışlı sakinleri güne bu sesler eşliğinde başlardı. Günaydınlar olurdu bol bol. Sıcak komşu sohbetleri. Kahve içmek için sıraya girilirdi. Tüm bu samimiyete sahip çıkma dedikodusu katılır azıcık serpilip büyümeye başlayan kızların memelerinden, erkeklerin seslerinden konuşulurdu.

…..

Halim bak bu sana olabilir belki?

Deneyeyim o zaman dedi

ve …

 Kız ve erkek ilişkileri çocuk kalpleriyle bile birbirleri için ayrı önem taşırdı. Bu yüzden İnci’ye çok düşkündü. Her gün sadece ikisi büyüyüp daha az oyuncaklı dünyalarına adım atmadan önce bu adımı özleyeceklerinden mi bilinmez ama oyuncaklarını paylaşırlardı. İçinde yapıştırma çıkan sakız modası vardı o zamanlar. O çıkartmaların ambalajları belli sayıda toplanır yeni popüler olmuş televizyon reklamlarının verdiği adreslere postalanır ilk bin kişiye çıkartmaları yapıştıracakları afişler gönderilir daha da şanslılarsa ilk üç kişiye gönderileceği vaat edilen okul setini kazanabileceklerdi. İşte her ikisi de bu afişlere sahiptiler ve kavga dövüş annelerinden aldıkları paralar ile bir avuç çıkartmalı sakız almış çiğnemekle şekerini emmek arasında güzel kokan sakızları çıkartmaları için ziyan ederken birbirlerine aynı olanları vererek keyifli zamanlar paylaşıyorlardı.

…..

O’nun gözlerini gördü

…..

Çok sıcak bir günde iki blok arasında gölge düşen yerde kafa kafaya vermiş sohbet ediyorlardı. Bu gün diğer günlerden farklı bir sessizlik vardı. İnci, çocuk kalbinin suçlu hissine kapılarak babasının tayini çıktığını iki hafta içinde Gaziantep’e taşınacaklarının haberini vermişti. Sonrası derin bir sessizlik ve her yaş insana ait doğal ayrılık acısının ilaçla geçmeyen çaresizliği…

….

Çok şaşırdı onu tanıdı ve onun da bu şaşkınlığı yaşadığını anımsadı. Bir adım atmak istedi öne doğru ama durdu. Ufacık bir baş hareketi bekleyordu.

…..

Sayılı gün geçmesini istemediğinde çabucak geçer. Günler hiç durmadan birbirlerini kovalar sanki. Ayrılık günü perşembeye denk gelmişti. Geceyi uykusuz geçirmiş erkenden en güzel giysilerini giyip İnci’nin yanına gitmişti. İnci O’nu görsün, beğensin istiyordu ve tabi hiç unutmasın. Anne babaları birbirleri ile vedalaşırken onlarda daha önce birbirlerine verdikleri adreslere mektup yazma sözü vererek, birbirlerinin gözlerine bakarak son dakikaların çocuk izlerini yazıyorlardı. Aslında her şey çok kolay oldu. İnci’nin annesi ona gitme vakti geldiğini söyledi sonra arkadaşına sarıl dedi ve komşularının arkalarından dökmesini beklediği su dökülene  kadar kızının vedalaşmasına izin verdi. Son söz seni seviyorum oldu İnci’nin. Arabalarına bindi ve uzun bir yolculuğa yeni hayatına doğru yol aldı. Gitmek mi kolay kalmak mı hep tartışılsa da kalanın gözleri buğulandı ve annesinin kollarına bıraktı kendisini…

…..

Hayır, O’da öylece bakıyordu sadece. Hiçbir şey demiyordu. Bekliyordu. Kazak elinde bekliyordu Halim. Sonra karısı yanına geldi ve giyinme kabinine doğru yürümeye başladılar. İnci de yanına gelen ve muhtemelen eşi olan adam ve birbirinin tıpatıp aynısı ikiz kızlarıyla yürümeye başladı. Birbirlerini çok iyi tanıyan, çocukluklarını sarmalayan çok yakın anıların sahibi idiler. Ve ne kadar burunlarını çeke çeke ayrılmış olsalar da ellerini tuttukları kişiler en çok önemsedikleriydi bu yüzden iki yabancı olabilmeyi sevdiler.

“Çocukluk Zamanı, İlk Karşılaşma” için bir cevap

  1. dağınık oda dedi ki:

    ne kadar çok kişiyi arkasında bırakıyor insan değilmi zamana yenik düşenler o an acısı çok olsada bir şekilde herşey zamana yenik düşüyor işte …

    seviyorum senin hikayelerini =)

    sevgiler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir