Wednesday, October 23rd, 2019

Benim Nisan’ım

Nisan 23, 2010 by  
Filed under Kişisel Bir Şey

Sınıfımın adı okununca öğrencilerimle neşe içinde yerlerimizi aldık. İçlerinde bu günü üzüntüyle karşılayacak hiç yüz yoktu çünkü ben bilirdim gülümseme altında ki hüznü.  Ailelere rica etmiş hiç olmazsa bir sefer katılmalarını istemiştim ki ümidim çoktu.  Bizim seksenli yıllarda ki öğrenciliğimizle şimdiki zamanların öğrenciliği çok farklı, aileler anlayışlıydı. Şarkılarla eşlik edilen kısa yolculuk sorunsuz tamamlanmış gösterimizi yapmak için yerlerimizi almış, havanın çok sıcak olmaması miniklerimin çabuk sıkılmasını önlemişti.

“Öğretmen arkadaşlar lütfen öğrencilerinizle ilgileniniz araçlar stadyuma götürmek için hazırlar” anonsuyla öğrencilerime seslenmeye onların olabildiğince çatımın altında toplamaya çalışmıştım. Tuhaf bir şekilde heyecanlıydım bende. Sorunsuz olarak yolculuğumuz tamamlanmıştı. Küçüklerim gösterilerini yapabilecekleri kadar yapabildiler. Neden buradasınız sorusuna “Atatürk armağan etmiş” sözünü biraz ezbere kullanarak. Videolar kayıtlara aldı onları. Her birinin bir den fazla birçok anı pozlandırıldı. Bakıldığında çocuk çığlıklarının neredeyse duyulacağı kadar sahici bir zamanın büyüyen çocuklarıydı benim çocuklarım. Onlar minik bedenleriyle arada sırada kafalarını bana çevirerek yaptılar ezberlerinde kalanları ve ben de kendi Nisan’ımda kalıp hüzünle karışık gururuma ağladım.

Beyazın üzerine pembe puantiyeli elbise alma zorunluluğunu okul getirmişti. Çocuk bayramı için hepimiz bir örnek giyinecek bizi izleyeceklerin önünden uygun adımlarla yürüyerek geçecektik. Önümüzde okulumuzun bando takımı olacak, onların ritmine bizde ayaklarımızla eşlik edecek ve bu düzeni hiç bozmayacaktık. Günlerdir son iki dersimizi okul bahçesinde bu hazırlık için harcamıştık. İşte o gün tüm bu hazırlığın gösterileceği günlerdendi.  Okulun bahçesine gelmiş ama hemen tuvalete giderek okul içinde ki curcunayı izlemeye başlamıştım.  Hepimiz aynı giyinmemiştik. Aramızda efe kıyafetleri olan çocuklar, köylü kadını gibi giyinenler, balerinler ve hayattan birçok örneğin küçük yansıması vardı. Herkes heyecanlı ve herkes gülümsüyordu. Ben izliyordum. Çünkü ayakkabımdan utanıyordum. O vakitler babamın bin bir güç ile aldığı elbiseye sevinemiyor oldukça eski duran simsiyah ayakkabımdan utanıyordum. Hatta biraz da babamdan, annemden, benden sonra dünyaya gelmiş dört kardeşimden de utanıyordum. Hatta daha çok bu utancı elimden tutmayarak iki katına çıkartan anneme kızıyordum.  Son dakikaya kadar utanarak vakit geçirmiş, sırama geçmemiş, en son çıktığım için öğretmenimi sinirlendirmiştim.  Oldukça heybetli çıkan sesiyle işitmediğim laf kalmamış, başkaları da sözünden çıkmasın, dinlemeyi bilsin diye mi artık elinin tersini yüzümde bulmuştum. İşte o gün benim öğretmenimden nefret ettiğim gün, kendi çocuklarımı ise tek tek öpüp koklama sözü verdiğim gündür.

Tokat beni, çocuk kalbimin utandığı beni daha çok hırpalamış, ağlamamak için kendimi sıkar hale getirmişti.  Gözyaşlarımın gözümün içinde biriktiğini biliyordum ve akmaması için çaba harcıyordum. İlk defa içli içli ağlamak deyimine örnek olduğumu o vakitler bilmiyordum ama çocuk halim iç çeke çeke mızıldıyordu işte. Gösteri alanına tüm okul yürüyerek gitmiştik sanırım.  Bekledik mi, ne kadar ayakta kaldık hiç hatırlamıyorum ama sadece protokol önünden geçerken hizada kalmamız ve görüntüyü bozmamamız için protokol alanına elli metre kala yolun beş kalın beyaz şerit çizgilerle ayrıldığını hatırlıyorum.  Onların üzerinden hizayı bozmadan yürüdüğümüzü ve havanın her an yağarak bizi ıslatmasının çok yakın olduğu serinliği hissettirdiğini. O günlerden kimin verdiğini ve elime nasıl geçtiğini bile anımsayamadığım bir fotoğrafım var. Şimdiki kadar şanslı değildi en varlıklı ailelerin çocukları bile. Tek tük fotoğraf arasında bana da düşmüştü.  Renkli gibi olsa da şimdi ki gibi canlı olmayan ve elbisemin üzerimde nasıl durduğunu bile göremediğim tek fotoğrafım.  Elbisemin yaka kısmından aşağısı yok; yani görüntüde bedenim yok.  Sadece küt desem küt değil, yuvarlak desem yuvarlak değil saçımın şekliyle,  saçlarımın arasından yansıyan kafa. Yüzü görünmeyen ve ayaklarına bakıp ayakkabısının öfkesini, öğretmenin üzüntüsünü düşünen çırpı, bedeni görünmeyen küçük kızım.

Miniklerimi izlerken duygulandığım için ağlayan ben, ilk Nisan’ımı öğretmenliğimin ilk yılında yaşayarak çocuksu saflığımdan uzak, olgunlaşmış olarak  miniklerimi izlerken hayalimde aralarında yaşayarak geçirdim.  Küçücüktüm, öğretmenime dönüp dönüp bakıyor, hareketlerimi doğru yapıyor muyum diye teyit alıyordum. Başıyla onaylıyordu beni, bende daha korkusuz oluyordum. Annem yine yoktu izleyenlerim arasında, çünkü artık hayatta değildi. Ne onu tekrar katıp genç haliyle hayal edebildim, ne de ezik yetişmiş yönünü güçlendirebildim. Şakacıktan bile olsa benim Nisan’ım yine acısın istemedim.

“Benim Nisan’ım” için bir cevap

  1. dağınık o"da dedi ki:

    hep kalıyor bunlar içimizde sonradan çıkar derler ya
    öyle bir şey
    çok hoştu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir