Thursday, November 23rd, 2017

17.08.1999

Ağustos 16, 2009 by  
Filed under Şah-Mat

Gazete sayfalarına sanki mandalla sıkıştırılmış gibi duran, yıldan yıla hatırlanan acıtasyonlarından çok daha ağır izler taşır bu gün. Geriye dönüp ruhunda kalan izleri, göçük altından çıkartılmayı başarmış fotoğraflarla anmak hiç kolay değil. Alışkanlık diye günün belli bir saatinden sonra kapatılan ışıklar, göz kapaklarımıza ağırlık yapamamaktadır hala. Yıllar olmuştur şöyle derinden gözlerimi kapatıpta hiç düşünmeden, içimde acıtan bir yan olmadan uyumayalı. Gidenlerin izleri durur yürekte.

Eskiden nasıldım tam olarak hatırlamıyorum. Daha doğrusu bazı şeyler kopuk kopuk. Bunun normal bir süreç olduğu söylenilmekte. İstem dışı zorunlu unutmak deniyor en açıklayıcı biçimde. Ama her andığımda gülümsemekle ağlamak arasında kalıp, duru yüzümden gözyaşımı bırakmamayı da öğrendim. Hepimiz öğrendik. Ama depremle yaşamayı öğrenin (nasıl olacaksa bir ara da bu çok modaydı) gerçeğine değil, depremle gidenlerin acıtan, sıla özlemiyle izlerini sevdirmekle öğrendik.

Anlatılcak çok şey var ama ne sonunu getirmek münkün ne de tam olarak anlaşılmak. Ama 17 Ağustos 1999 yılının ağır hüznü gönlümde. Aynı gece bir çok vatandaşım gibi ben de o saniyeleri yaşadım. Her şeyin farkına varma zamanı geldiğin de bizde gözlerimiz ile gördüklerimizin derdine düştük. Fiziksel ve ruhi yaralanmalar eşliğinde sağ olmalarını dilediğimiz sevdiklerimize kavuşma isteği ve büyük bir hüsran…

Bunlar doğal afetin benim yada bu süreci görenlerin yaşadıklarından küçücük bir ayrıntı. İşte tam burada şu geliyor akla. Her binanın çöküşü doğal mıydı?

Sevdiklerimizi sağ bulma ümidi bitince , toprağa vermek için iş makinelerin çalışma sırasında gördüklerimiz, daha çok para kazanma düşüncesiyle hazırlanmış bir iskelette emaneten oturduğumuzu görterdi bize. Zaten belli bir zaman sonra kendi kendine çökecek binada , depremin beşinci günü iki adet çocuk sağ kurtarıldı. (Detaylara girip iç karatmayayım.)

Biz yanlış gördük ve dava açtık. (Kesinlikle tazminat davası değil) İşin garibi bu dava zamanla nasıl olduysa kendiliğinden düştü. Çükü onca ısrarımıza rağmen hiç kimse ilgilenmedi. Kesinlikle rapor bile vermediler bina için. Kendi imkanlarımızla yaptırdığımız belgelerle bilgi sahibi olmuş olduk. Sonuç derseniz % 100 hatalı imar ve hala yapmaya devam etiği evleriyle dolan cepler ve bizden gidenler. Çok adil bir ödeşme. Hesaplar zamana kaldı.

Buradan sonrasını anlatmayacağım. Soğuk taşta adı yazan ve altına 17 Ağustos 1999 tarihi not edilen tüm herkesin yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Başımız sağolsun…

“17.08.1999” için 4 cevap

  1. […] değerli dostum Serap’ta bu konuyla ilgili bir makale paylaşmış bizlerde Tüy Kalem sitesinden muhakkak okumanızı tavsiye […]

  2. mehbup dedi ki:

    Yıllar geçsede acısı hala yüreklerde kalıyor.1992 ve 1999 depremlerini yaşamış biri olarak, yaşayan bilir acıyı..
    Depremde hayatını kaybeden tüm herkesin başı sağolsun,mekanınız cennet olsun..

  3. umut ural dedi ki:

    bu acı halen içimi yakıyor bu konuyla alakalı bende bir kaç birsey yazdım buyrun

    http://fikrinne.blogspot.com/2009/08/17-agustos-golcuk-depremi-benim.html

  4. Yadigar Er dedi ki:

    O zamanın içinde olmadım ama yaşadım. Her Tv ekranına baktığımda yaşlı gözler, acılar, feryatlar, çığlıklar…
    Nasıl büyük bir acıdır bu. İçim parçalanıyor, yüreğim burkuluyor, tarif edilemeyen bir boşluk kaplıyor içimi dilim tutuluyor anlatmaya.
    Hala bir simgedir yaşlı gözlerle ekmek elinde olan dede. O yüzündeki ifade ile yaşanmışlığın acısını anlatıyor yaşlı gözleriyle.
    başımız sağolsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir